DON'T CRY FOR ME ARGENTINA....


Advertisement
Published: May 29th 2018
Edit Blog Post

GÜN 30 03 MART CUMARTESİ:

Bugün, şaka maka seyahatimin ilk ayı doldu.

Kahvaltımı yaptım ..

Aynı salonda Ayşeciğim ile görüştüm.

Moralim yerinde yola çıktım.

Bugün, hedef, Recoleta Mezarlığı ..

Diyeceksiniz ki başka ziyaret edecek yer bulamadın mı ?

Burası Arjantin’in çok önemsediği bir yer..

Heyecanla gittim ve ummayacağınız kadar sukutu hayale uğradım..

İsterseniz önce bu mezarlığın önemine değinelim ..

1881 tarihli La Recoleta mezarlığı düşünce olarak Arjantin’in siyasetten,sahneye,bilim adamlarından,tüccarlara ,önemli asker ve bürokratlar dahil ünlüler mezarlığı..

Ben mezarlığa vardığımda, 20 ye yakın turist otobüsü vardı ve turistleri izdiham olmasın diye parti parti indiriyorlar..

Şüphesiz bu kadar ünlü arasında reyting şampiyonu, Evita Peron’un mezarı..

Hikaye gerçekten dramatiktir.

Varoş güzeli Eva, ya da halkın ağzıyla “Evita”, 1944 te halk yararına verdiği bir konserde, Albay Juan Peron’la tanışıyor ve bir yıl sonra evleniyor .

Kader ağlarını ördüğünden 1946 yılında Juan Peron Arjantin Devlet başkanı olunca, kendisi de First Lady oluyor ama öyle sessiz ve kibar olanından değil ..

İşçi hakları ve kadın hakları için ciddi bir mücadele veriyor..

Güç zehirlenmesi sonunda, 1951 yılında Başkan yardımcısı olmaya soyunuyor..

İşçi örgütleri ve “Los Descamisados” yani gömleksizler (bana göre çulsuzlar) acaip destekliyorlar..

Artık o zaman makarna ve kömür dağıtımı var mıydı ? bilemiyorum …

Gel gelelim, burjuvazi ve ordu bu durumdan çok memnun olmadığını açıkça ortaya koyunca ,sağlık nedenleri yüzünden adaylığını geri alıyor.

Evita 33 yaşında melun hastalıktan ölünce,

Popülerliği tavan yapmış ve ününün rüzgarı kendisini bugüne kadar getirmiştir..

Mezarı, mezarlıktaki diğer mezarlara bakıldığında son derece gösterişsiz ve hatta fakir fukara kalmaktadır.

Mezarın üzerinde koskoca Cumhurbaşkanı Juan Peron, bir dolgu maddesi olarak kalmış ve ağırlık Eva’nın ailesi olan Duarte’de yoğunlaşmıştır.

Mezarlığı dolaştıktan sonra, orada bir banka oturdum ve müthiş hüzünlendim..

Bu mezarlık topu topu 50 dönüm..

Arjantin’e emeği geçmiş kişilerin, burada toplanması iyi de, bu kadar dar bir alanda toplamaya başladığında.yan yana ( o deyimi kullanmak istemiyorum )

bir sürü süslü,püslü,heykelli,heykelsiz,Art Deco,art Nouveau,Baroque,Gothic mezarlık “ortaya karışık “ bir durum çıkmaktadır.

Bakıyorum insanoğlu huyundan vazgeçmiyor..yan yana bir sürü küçük ve pahalı evler yapmışlar..

Bu ne hırs? bu ne doymazlık ?

Oğlum,kızım gitmişsin işte..

Bu neyin kafası ? adeta aralarında hangimiz daha uzağa tüküreceğiz diye yarışmalar düzenlemişler ..

Araya bir ton tekstil tüccarı,finans bezirganı sıkışmış..

Onlar hangi kriterle seçilmiş bilemiyorum ama yer ufak, ün çok olunca rantın arttığı kesin belli..

Bu ticaret erbabının “burada bir yer kapalım” diye neler yaptıklarını düşünmek dahi istemiyorum..

En acınası durum da, eski varlık ve gücünü kaybetmiş ailelerin, arada çürük diş gibi sırıtan bakımsız ve harap mezarları..

Örümcek ağı bağlamış kapılar..kırık mermerler ve heykeller ..

Rating kaybetmiş aileleri hemen yakalıyorsunuz…

Bu “ünlüler mezarlığı” fikri Moskova da tekrarlanmış…

Moskova da 1898 tarihli Novodevichy mezarlığı, siyasetten sanata, tüm ünlü isimlerin mezarını barındırıyor.

Bu mezarlıkta yakılıp külleri duvarlardaki vazolara konulanlar dahil, 27 bin kişinin mezarı bulunuyor ..

Ruslar tüm ünlülerinin mezarını burada toplamış …

Anton Çehov'dan Sergei Eisenstein'e, Mikhail Bulgakov'dan Nikolay Gogol'e, Nikita Kruşçev'den Vladimir Mayakovski'ye, Sergey Prokofiev'den Dmitri Şostakoviç'e kadar,

yüzlerce ünlü, yan yana yatıyor bu müze mezarlıkta...

Nazım'ın mezarının olduğu meydandaki kocaman Rus bayrağı şeklindeki mezarlık ise Boris Yeltsin'e ait.

Ne var ki bu mezarlık ferah feza ..mezarlar öyle tıkış tıkış birbirinin üzerinde değil..

Recoleta örneği ise, Moskovanın çirkin bir kopyası gibi duruyor..içim daraldı ..

Yeri mi değil mi bilemiyorum ama galiba biraz Arjantin tarihine değinmekte yarar var …

1536’da Arjantin’e gelen İspanyollar ,bugün Buenos Aires olarak bilinen yerde ilk koloniyi kuruyorlar.

Fakat şehre yerleşme ancak on sekizinci yüzyılda gerçekleşiyor

1806’da Buenos Aires’in İngilizler tarafından kısa bir müddet işgal edilmesi, Arjantin’in istiklal mücadelesi için bir başlangıç olmuştur.

Ülke 1812’ye doğru istiklalini kazandıysa da, 1816 yılına kadar müstakil bir devlet olduğu resmen ilan edemedi.

Bağımsızlık hareketinin baş lideri ve kahramanı, Şili’nin de kurtarılması için öncelikle sorumlu bir kimse olan General Jose de San Martin’dir.

Arjantin gerçekten tuhaf bir ülke…

İkinci Dünya Savaşında, Arjantin hükumetlerinin nedense gizli ve el altından Nazi amigolukları,

Amerika Birleşik Devletleri tarafından aforoz edilerek Pan-Amerikan Konseyinden çıkarılmasına neden oldu.

Havanın, Almanya için bozduğunu hisseden Arjantin, son dakika golü ile 1945 ilkbaharında müttefikler tarafına girdi.

Harpten sonra sahneye ,yukarıda değindiğimiz general, Juan Domingo Peron giriyor ve eşi Evita peron ile yaşamını daha sonra müzikallerden öğrenebiliyoruz..

Bu zat ı muhterem, basını bir devlet organı haline getirmiş ve totaliter bir rejimin başkanı olarak kendisine daha büyük yetki vermesi için anayasayı değiştirmiştir.

Birisine mi benziyor ? yok canım..nereden çıkardınız ..

Daha sonra, Arjantin’de asker-millet el ele filimleri çevriliyor…

1930’dan bu yana Arjantin’de, hiçbir sivil idare 6 seneden fazla iktidarda kalamamıştır.

1819 yılından bu yana 46 devlet başkanından sadece ikisi, askeri darbesiz seçimle görevini devir-teslim etmiştir.

1989’da Raul Ricardo Alfonsin’in yerine Carlos Menem (El Turco) seçilmiştir.

1976 ve 1982 yılları arasında, Arjantin'de darbe sonucu ülke yönetimini ele geçiren generaller, "Ulusal Uzlaşma Süreci" adı verilen, ve hapishaneye atılanlar hariç olmak üzere en az 30.000 insanın ortadan kaldırıldığı bir döneme imza attılar.

Ülkede her şey, “Hıristiyan değerleri korumak ve komünizmi engellemek” adı altında yasaklanmıştı..

Sizi bilmem ama, ben sanki “dış mihraklar” veya “üst akıl” kokusu alıyorum…

Nisan 1982 de, üç on paralık Falkland adalarını işgal ederek İngiltere’ye dayılanan General Galtier ..

Sağ olsun ,Margaret Thacher in Demir Lady ünvanı almasına geniş katkılarda bulunmuştur..

Kadın yemedi içmedi ( seçim de vardı ) gemilere binip taaa Falkland ta kadar uzanarak Arjantin’i bir güzel tepeledi..

Sonuç: İngitere 1-Arjantin kocaman bir 0

Neticede Arjantin, çeşitli kesimlerin, dönem dönem kabul ettirmeye çalıştıkları gelişme stratejileri arasında kırk yıldır bocalayan bir ülke olarak görülmektedir.

Oradan çıkıp, içim açılsın diye bir otobüse binip Bosque de Palermo parkına yollandım..

Çok huzurlu bir park ..

Park içinde, satıcılar ve gölgelerde mangal yelleyenler,pijamalarla voleybol oynayanlar yok..

Parkın muhtelif köşelerine temalı bahçeler yapmışlar ..

Örneğin Endülüs bahçesi var..

Suyun iki kenarını birleştiren Yunan köprüsü var..

Ortada devasa bir gül bahçesi var ..

Her türden “güllerin içinden canım…koşarak koşarak” geçebiliyorsunuz..

Göldeki kaz ve kuğulara taş atan olmadığı için, huzur içinde yüzüyorlar..

Bu hayvanları beslemek yasak..

Bunlara dalıp gitmişken, canım Türkiye’mi düşünüyorum ..

Benim gençlerim bu parklarda ne zaman özgürce eğlenecek,öpüşecek,koklaşacak..

Ne zaman böyle keyifler yapacaklar ?

Ne zaman “yerleşik örf ve adetler”in gölgesinden kurtulup özgürce yaşayacaklar?

Vah ki ne vah ..

İlgisi olmamakla birlikte özgürlüklerin kullanılması babında, bir ayrıntıya değinmek istiyorum.

Temmuz 2010'da Arjantin, bütün ülke çapında eşcinsel evliliği yasallaştıran ilk Latin Amerika ülkesidir.

Parktan ayrıldım ama Buenos Aires’te park bitmiyor dışarıda “3 Şubat” bahçeleri sizi bekliyor..

Burada da gençler spor yaparken, emekli çiftler el ele kol kola geziniyorlar..

Dedeler, torunların gönlünü hoş etmeye çalışıyorlar…

Hava, tam Buenos Aires (İyi Havalar ) şurup gibi..

artık ayaklarıma kara sular inince bir otobüse atlayıp otelime döndüm.

Akşam üstü, havaalanına dönüş otobüsüm olan 8 no’lu otobüsün durağını bulma derdine düştüm..

Bu noktada sistem hakkında biraz bilgi vermekte yarar var..

Biraz İspanyolcanız yoksa, kesinlikle toplu taşıma araçlarını kullanmayınız..

Zira bu araçların durakları ya da durak kavramları çok farklı ..

Yol kenarında herhangi bir ağacın üzerine kartvizit büyüklüğünde çakılmış bir tabela, orasınn kaç numaralı araç için durak olduğunu belirtmektedir ..

Bu levha bir direk üzerinde olabildiği gibi herhangi bir duvar üzerine çakılmış ta olabilir ..

Dolayısıyla yerel halk, hangi otobüse hangi duraktan bineceğini biliyor ama bizim gibi turistler, şaşkınlık içinde bekledikleri otobüsün önlerinden süzülerek geçtiğine tanık oluyorlar ..

Maalesef şöförler ,Ooop Opppp tan da anlamıyorlar..

Benim 8 No lu Otobüsün durağını bilen yok..

Yani düşünemiyorum….

Hava alanına giden tek hat, bu hat ve durağını bilen yok..

Uzun dedektiflik aşamasından sonra, durağın izini buldum ..

Hatta birisinin şöförü ile de bizzat görüştüm

Hazret ,bana,bu otobüsün yarın sabah burada durmayacağını ve İndipendencia ‘dan binmem gerektiğine dair tüyo verdi..

Haydaaa…. inat ettim doğru İndependencia ‘ya ….

Kardeşim, burada caddeleri geniş tutmuşlar ..

Hepsi var, bizim durak yok..uzatmayayım zar zor yerini buldum.

Ne var ki, bu durak dedikleri gibi İndependencia da değil oraya çıkan ara bir yolda..

Her neyse yerini belledim..

Sıra yemeğe geldi..

Buralarda çok şık bir restoran olduğunu biliyorum ..

Gelmişken dümeni oraya kırdım ve “Brigada” adlı çok ünlü bir Buenos Aires lokantasına daldım..

Harika bir yemek yedim ..

1000 defa helal olsun verdiğim paraya..

Giderseniz tavsiye ederim..

Yemekten sonra otele döndüm.

Bugün, bayağı yorulduğum bir gün olmuş..

Bu kadar yazı ile ,sizi de yorduysam affola …

Günün görselleri aşağıda :

















Additional photos below
Photos: 13, Displayed: 13


Advertisement



Tot: 2.664s; Tpl: 0.068s; cc: 8; qc: 48; dbt: 0.0567s; 2; m:saturn w:www (104.131.125.221); sld: 1; ; mem: 1.4mb