DOLU DOLU BORDO MAVİ


Advertisement
Turkey's flag
Middle East » Turkey » Black Sea » Trabzon
April 2nd 2006
Published: June 25th 2017
Edit Blog Post

Geo: 40.9994, 39.7091

GUN 2 GUNLERDEN PAZAR
Sabah ,güneşli bir Trabzon gününe uyandık.
Dostumuz bizi kahvaltıya evine davet etti.
Öyle anlatılır gibi bir şey değil.
Çeşit, adamın aklını başından alır..
Maalesef hepsinden tadamadım..
Olsun sunuş...görünüm..hepsi muhteşem..
Otobüsümüz bizi kapıdan aldı.
Otobüsün şöförü çok sevdiğim dostumun şöförü...
sağlam ellerdeyiz.
Bunu belirtmekte yarar görüyorum zira Karadeniz yolları biraz içeri girdiniz mi alışageldiğiniz yollardan farklı özellikler gösterir.
Hele bir de yağmurlu günlere denk düştünüz mü sağlam şöförlere ihtiyaç duyarsınız.
Türkiye'nin en iyi şöförlerinin bu coğrafyadan çıkması tesadüf değildir.
İlk durağımız Aya Sofya müzesi...
Trabzon Ayasofya Müzesi, Trabzon'un Yenimahalle semtinde bulunan tarihi müzedir.
İstanbul'un Hristiyanlar tarafından işgal edilmesinden sonra kaçan ve Trabzon'da 1204 yılında yeni bir devlet kuran Komnenos ailesinden Kral I.Manuel (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılan ve bir manastır kilisesi olan Ayasofya adı "Kutsal Bilgelik" anlamına gelir.
Istanbul'daki Ayasofya ile aynı adı taşımaktadır.
Geç Bizans Kiliselerinin en güzel örneklerinden biri olan yapı, kapalı kollu haç planlı olup, yüksek kasnaklı bir kubbeye sahiptir.
Kuzey, batı ve güneyinde revaklı üç kirişi bulunmaktadır.
Yapı, ana kubbenin üzerine değişik tonozlarla örtülmüş ve çatıya farklı yükseltiler verilerek kiremitle örtülmüştür.
Üstün bir işçiliğin
görüldüğü taş plastiklerde Hıristiyan sanatının yanı sıra Selçuklu Dönemi İslam sanatının da etkileri görülmektedir.
Kuzey ve batıdaki revak cephelerinde görülen geometrik geçmeli bezemeleri içeren madalyonlarla, batı cephesinde görülen mukarnaslı nişler Selçuklu taş işlemelerindeki özellikleri taşımaktadır.
Binanın en görkemli cephesi güneyidir.
Burada Adem'le Havva'nın yaratılışı kabartma olarak bir friz halinde anlatılmıştır.
Güney cephesindeki kemerin kilit taşı üzerinde, Trabzon'da 257 yıl hüküm süren Komnenos Hanedanı'nın sembolü olan tekbaşlı kartal motifi bulunmaktadır.
Kubbede ana tasvir İsa, onun tanrısal yönünü aksettiren Hristos Pantokrator (Herşeye kâdir İsa) tarzıdır.
Bunun altında bir kitabe kuşağı, daha altta ise melekler frizi bulunur.
Pencere aralarında oniki havari tasvir edilmiştir.
Pandantiflerde değişik kompozisyonlar yer almaktadır.
İsa'nın doğumu, vaftizi, çarmıha gerilişi, kıyamet günü gibi sahneler betimlenmiştir.
Fatih Sultan Mehmed'in 1461 yılında Trabzon'u fethiyle camiye çevrilmiş ve vakıf eser olmuştur.
1868 yılında Bursa'lı Rıza Efendi'nin teşvikleriyle yeni baştan onarılmıştır.
I. Dünya Savaşı yıllarında Ruslar tarafından işgal edilen Ayasofya, askeri karargâh, hastane, depo ve savaştan sonra yine cami olarak kullanılmıştır.
1958-1962 yılları arasında Edinburgh Üniversitesi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü işbirliği ile restore edilerek, 1964 yılında müzeye çevrilmiştir.
Konumu çok güzel bir Klisedir...
bahçesinden Karadeniz'i seyretmenin keyfi ayrıdır.
EEE peki güzelim masmavi deniz önümüzde.....

Öyle ise buraya neden karadeniz diyorlar ?
Karadeniz'in flora ve faunası evsel ve endüstriyel kirlenme nedeniyle her geçen gün fakirleşmektedir.
Irmaklardan gelen organik madde miktarı deniz suyundaki bakterilerin normalde ayrışabileceğinden daha fazla olduğundan, bakteriler deniz suyunda normalde bulunan çözünmüş oksijen yerine deniz suyunun bir bileşeni olan sülfür iyonlarından oksijeni temin ederler.
Bu işlemin sonucunda ortaya son derece zehirli hidrojen sülfür (H2S) gazı çıkar ve 200 metrenin altında yaşamı engeller.
Karadeniz dünyanın en büyük hidrojen sülfür rezervidir.
150-200 metre arasında değişen derinliklerin altında yaşam yoktur.
Suda oksijen bulunmaz ve H2S yüklüdür.
Hidrojen Sülfür bulunduğu yerdeki tüm eko sistemi öldürür, sahil balıkçılığını yok eder ve eğer yüzeye çıkarsa gemilerin altını yarattığı kimyasal bileşimle siyah renge boyar. İşte hikaye bu...
Aya Sofiya'dan sonra şehre döndük...
Trabzon Müzesine vardık.
Trabzon Müzesi olarak düzenlenen konak, Zeytinlik Caddesi'nde 1900'lü yılların başlarında (1898-1913) Banker Kostaki Teophylaktos tarafından konut olarak yaptırılmıştır.
Konağın mimarlarının ismi tespit edilememiştir.
Ancak mimarlarının İtalyan olduğu belirlenen yapıda kullanılan bir çok malzemenin İtalya'dan getirildiği bilinmektedir.Kostaki Teophylaktos 1917 yılında iflas edince, bu yapıyla birlikte bütün mal varlığına haciz konulmuş ve konak Nemlioğlu ailesi tarafından satın alınmıştır.15-17 Eylül 1924 tarihinde Trabzon'u ilk ziyaretinde Atatürk, eşi Latife Hanım ve beraberindeki heyetle birlikte bu konakta misafir edilmişlerdir.Trabzon Valisi Ali Galip Bey zamanında 1927-1932 yıllarında 25.000 TL bedelle kamulaştırılarak 1927-1931 yılları arasında Hükümet Konağı, 1931-1937 yılları arasında Müfettişlik binası olarak kullanılmıştır.1937 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'na tahsis edilen yapı, 50 yıl Kız Meslek Lisesi olarak hizmet vermiş, 1987 yılında müze olarak düzenlenmek üzere Kültür Bakanlığı'na tahsis edilmiştir.Ülkemizin sayılı sivil mimarlık örnekleri arasında yer alan konağın bodrum kat hariç tüm kat duvarları tamamen kalem işi süslüdür.1988-2001 yılları arasında Kültür Bakanlığı'nca restorasyonu tamamlanan konak 22 Nisan 2001 tarihinde Trabzon Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.Konak, bodrum üzerine üç katlı olarak inşa edilmiştir. Ana yapı malzemesi taş olan binanın dış duvarlarına, pembemsi dikdörtgen taşların eklenmesi ile zengin bir görünüm kazandırılmıştır. Mimari dış cephe uygulamasında simetriden kaçınılmış, bu nedenle de farklı çatı yükseltileri ortaya çıkmıştır. Yapının dış cephesi çini panolar, sütunlar, sütunçeler; pencere silmelerindeki sitilize bitkisel kabartmalarla bezenmiştir. iç kısımlarda da ahşap kabartma bezeme ile kalem işi desenlere yer verilmiştir. Konağın bazı odalarında alçı kabartma çerçeveler içerisine manzara resimleri yapılmıştırKonağın bodrum katı Arkeolojik Eserler Seksiyonu, zemin katı Konak Teşhiri, birinci katı Etnoğrafik Eserler Seksiyonu ve asma katı İdari Bölüm olarak düzenlenmiştir.Yorulduk ve bir çay içme vakti geldi.. Değirmendere'de tam limanın karşısındaki Boztepe'de bir çayhaneye geldik . Şehrin manzarası buradan çok güzel görünüyor ve karadeniz püfür püfür üstünüze esiyor..bütün yorgunluğunuzu alıyor ..Buradan sonra sıra Ata'mın köşküne geldi. Trabzon Atatürk Köşkü, Soğuksu semtinde küçük bir çam korusu içinde yer alır. Yirminci yüzyılın hemen başında yaptırılmış sahibi Constantine Kabayannidis adlı bir banker.Kendisi Batum'a taşınınca 1923'den sonra hazineye kalmıştır. Atatürk 1934 ve 1937 yıllarındaki Trabzon ziyaretlerinde, bu köşkte konuk edilmiştir. Atam'ın ölümünden sonra Trabzon belediyesi tarafından o dönemde kullanılan eşyalarla dekore edilerek "Atatürk Müzesi" olarak ziyarete açılmıştır.Avrupa mimari tarzında inşa edilen köşk üç + yarım katlı taş bir yapıdır. Dışdaki taşkın saçaklarda ahşap, içte,tavanlarda alçı süslemelere yer verilmiştir. Ulu önderimiz 1937 yılında vasiyetnamesinin bir bölümünü bu konakta yazmıştır Atatürk köşkü yerli ve yabancı konuklarca ziyaret edilmekte ve kent turizminde önemli rol oynamaktadır. Artık bayağı acıktık ve şehre döndük. Deniz ürünlerinde iddialı bir isim olan Fevzi Hoca 'da yemeğe karar verildi. Öğretmen olduğu için Hoca diye anılan Fevzi bey 'in, balık pişirmek konusunda kitabı bilem var... Trabzonlu Fevzi Hoca, ilk olarak kendi memleketi Trabzon/Salacak'ta 13 masalık küçük bir balık lokantasıyla başlamış işe... O küçücük dükkanda bakanları, bürokratları ağırlayan Fevzi Hoca, ardından Söğütlü'de 500 kişilik bir restoran açarak hem işlerini hem de mekanını büyütmüş... Dostları ve müdavimlerinin ısrarı üzerine Trabzon dışına açılan Fevzi Hoca Ankara'ya açtığı kendi adını taşıyan restoranıyla başkentlilere de balık ziyafeti yaşatıyor. adres istiyenler için :http://www.fevzihoca.com.tr Balık ziyafetinden sonra uyku bastırmadan yollara vurduk .. Sıra da ünlü Sümela Manastırı var.Sümela Manastırı, Trabzon ili, Maçka ilçesi, Altındere köyü sınırları içerisinde yer alan (Eski Yunanca adı: Panagia) deresinin batı yamaçlarında Kara (Eski Yunanca adı: Mela) tepesi üzerinde deniz seviyesinden 1.150 m yükseklikteki eski Yunan Ortodoks manastır ve kilise kompleksi olup, tam adı Panagia Sumela (Παναγία Σουμελά) veya Theotokos Sumeladır.Kilisenin MS 375-395 tarihleri arasında inşa edildiği sanılmaktadır. Anadolu'da sıkça rastlanılan Kapadokya kiliseleri tarzında yapılmış, hatta Trabzon'da Maşatlık mevkiinde benzeri bir mağara kilisesi daha vardır. Kilisenin ilk kuruluşu ile manastır haline dönüşümü arasındaki bin yıllık dönem hakkında fazla bir şey bilinmemektedir. Karadeniz Rumları arasında anlatılan bir efsaneye göre Atina'lı Barnabas ile Sophronios adlı iki keşiş aynı rüyayı görmüşler; rüyalarında, İsa'nın öğrencilerinden Aziz Luka'ın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryem'in bebek İsa'yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela'nın yerini görmüşler. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon'a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlardır. ( bu hikayeye gerçekten çok inanmak isterdim.... Karadeniz'i Doğu Anadolu'ya bağlayan tek geçit üzerine çok stratejik bir yere kurulmasaydı eğer...) Bununla birlikte manastırdaki fresklerde sıkça yer alıp, özel bir önem verilen Trabzon İmparatoru III. Aleksios'un (1349-1390) manastırın gerçek kurucusu olduğu sanılmaktadır. 14. yüzyılda Türkmen akınlarına maruz kalan kentin savunmasında ileri karakol görevi üstlenen manastırın statüsünde Osmanlı fethinden sonra bir değişiklik olmamıştır. Yavuz Sultan Selim'in Trabzon'da ki şehzadeliği sırasında buraya iki büyük şamdan hediye ettiği gibi,Fatih Sultan Mehmed, II. Murat, I. Selim, II. Selim, III. Murad, İbrahim, IV. Mehmed, II. Süleyman ve III. Ahmed'in de manastırla ilgili birer fermanları bulunmaktadır. Osmanlı döneminde manastıra sağlanan imtiyazlar, Trabzon ve Gümüşhane bölgesinin İslamlaşması sırasında özellikle Maçka ve kuzey Gümüşhane'de Hıristiyan ve gizli Hristiyan köyleri ile çevrili bir alan yaratmıştır.18 Nisan 1916'dan 24 Şubat 1918'e kadar süren Rus işgali sırasında Maçka civarındaki diğer manastırlar gibi bağımsız bir Pontus devleti kurmak isteyen Rum milislerin karargahı olmuş, nüfus mübadelesi ile bölgedeki Hristiyanların Yunanistan'a gönderilmesinin ardından önemini yitirerek T.C. Kültür Bakanlığıtarafından yakın zamanda onarılana dek kaderine terkedilmiştir. Benim ilk ziyaret ettiğim dönemlerde ..Manastırın içi felaketti. O güzelim fresklerin tüm yüzleri oyulmuştu. Benim milletim, bu oyma işini neden yapar bilinmez. Tüm duvarlar, askerlerin gün bekleme mesajları ile doluydu.. "Gel tezkere gel"...ya da kaldı "27 şafak" ibareleri 1700 yıllık eserlerin üzerine kazılmıştı.. Hele bir de içerde ateş yakıp duvarları karartma aktiviteleri vardı.. İçler acısı bir durum.. Bu manastırın bizim kültürel zenginliğimiz olduğunun bilincinde olmayanların maskaralıkları... Son gidişimde bunların hepsi giderildi ve şu anda koruma altında ,muhteşem bir eser olarak ,karadeniz'in yağmurlarına kafa tutmaktadır. Benim yazıyı kaleme aldığım tarihte biliyoruz ki 2010 yılında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti'nin izni ile Hıristiyanlarca Meryem Ana'nın göğe yükseliş günü olarak kabul edilen ve kutsal sayılan 15 Ağustos günü 88 yıl aradan sonra ilk ayin düzenlenmiş, ayini Fener Rum Patriği Dimitri Bartholomeos yönetmiştir.Günümüzde ,toplu taşıma araçları çok yakın bir noktaya kadar yaklaşabilmektedir.. İlk geldiğim yıllarda burada tabana kuvvet merdivenleri çıkıp çok sarp bir yokuşu tırmanırdık.Aşağıda deli gibi çağlayan derenin kıyısındaki bir tesiste kahvemizi höpürdetiyoruz...Artık gün dönmeğe başladı.. Otobüsümüz bizi topladı ve Manastırın aşağısında Coşan dere denilen yere vardık. Burada gerçekten coşmuş derenin kenarına kurulmuş bir lokantada akşam yemeğimizi yedik. Doğrusu, lokanta sahipleri yerel yemekler konusunda çok titiz ve çok başarılı örneklerini sundular .(Muhlama,kaygana,kara lahana çorbası ve dolması,mısır ekmeği,ısırgan yağlaşı vs vs ) anlatmakla bitmez gidip yerinde yemek gerek ...Yemekten sonra artık yorgunduk otelimize döndük ve hemen uyuduk. Bugün dolu dolu bordo mavi bir gün yaşadık...Bir de küçük video hazırladım .... Düzenleyenlere teşekkür borçluyum...



Advertisement



Tot: 0.278s; Tpl: 0.064s; cc: 8; qc: 23; dbt: 0.0158s; 1; m:saturn w:www (104.131.125.221); sld: 1; ; mem: 1.2mb